Nar Ekşisi
Posted on | Mart 17, 2007 | 6 Comments
Bu yazı 3 yıl 5 ay 19 gün önce yayınlanmış olduğundan güncelliğini yitirmiş veya içeriğindeki bilgilerin geçerliliği kaybolmuş olabilir. Herhangi bir yanlış anlaşılmadan bu site sorumlu değildir. Kuzenim Mehtap’ın yazdığı ve benden de yayımlanmasını istediği güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşıyorum.
Kadın henüz 25 yaşındaydı ve bebek bekliyordu, öğretmendi aslında ama hiç yapmamıştı mesleğini, esmer bir adama aşık olmuş ve onun peşinden ideallerini, ailesini, hayattan beklentilerini erteleyip düşmüştü onun peşine ve gelmişlerdi bu çok kişinin adını bile bilmediği köye, kocası da öğretmendi ve buraya çıkmıştı tayinleri…..
Yeni evliydiler ve hemen bebekleri oluyordu, kadının planında bu yoktu, aslında evlendiğinden beri yaşadıklarının hiç biri onun planı dahilinde değildi ki! Güzel şeyler beklemişti adamdan, güzel hayaller kurmuştu… Küçük şeyler bekliyordu aslında hayattan, ya da kimilerine göre küçük ama başarılması zor şeyler: bir evi olacaktı, mutfağı hani çiçek gibi derler ya o düzenlilikte. Kadın evlenmeden önce evlerindeki mutfak düzeni konusunda hep annesiyle tartışırdı. Anne ya mutfağa meyve resmi asılır, manzara resmi değiiiil!!!, sen bilmiyorsun anne baharat takımı oraya konmaz ki yaaaa! Ya anne ya! Salataya nar ekşisi yakışır ne karışıyosun sen benim işime…. ve hep aynı cümleyle bitirirdi tartışmalarını SEN GÖRÜCEKSİN YARIN KENDİ EVİM OLDUĞUNDA MUTFAK NASIL OLUR ANLAYCAKSIN!!! Bununla bitmiyordu kavgaları, o zamanlar nişanlıydı genç kadın ve parmağındaki alyansa bakıp bakıp başka bir şehirdeki esmer nişanlısını düşünüyordu ve onun yanına iki günlüğüne de olsa gitmek istiyordu, ne vardı sanki gidebilseydi bu çok mu kötü bir istekti ki ailesi beklemesini zaten birkaç aya kadar onun geleceğini ileri sürüp izin vermiyorlardı!? Ama o zamanlar genç kadın çok savaşçıydı hayata karşı ve inandıkları uğruna mücadeleden yılmayacak kadarda gözü pekti… ve nihayet koparmıştı izni ailesinden gidiyordu işte, içinde zafer kazanmış komutanların sevinci ile hazırlıyordu eşyalarını iki günlük bu büyük ziyaret için, ve işte otobüsteydi her saniye daha da yaklaşıyordu sevdiği adama, kıştı ve soğuktu hava, bir mola yerinde elini ısıtmak için tuttuğu çay bardağını bırakıp çantasına uzandı ve küçük günlüğünü çıkardı elleri titreyerek ama içi sıcacık bir şekilde yazdı defterin son sayfasına:
8 Kasım 2004/ Salı
Canım şu anda yoldayım ve ne güzel ki sana geliyorum, az önce seninle telefonda konuştuk mutfağı toparlıyormuşsun ben geliyorum diye, tanırsın tabi beni mutfak temiz olmalı a?
Diye yazdı ve noktayı koydu, adam gitti gideli ona bu defterde yazılar biriktiriyordu, tüm hayatı o olmamış mıydı zaten……
İnsanlar yaşarken aksini iddia etse de mevsimler yavaş değil aksine çok hızlı geçiyordu, soğuk kış çoktan bitmiş okullar tatil olmuş ve genç kadının o mutlu günü yaklaşmıştı ve işte uğruna savaştığı, üzerine güzel hayaller biriktirdiği adam karşısındaydı ve bugün için onun adı damattı!!! Genç kadın mutluydu evleniyordu nihayet, kendine ait bir evi özgürce düzenleyeceği bir mutfağı oluyordu…
Hayat ona istediklerini vermişti evi vardı hem de kutu gibi eşyalarını da kendi seçmişti, salataya bol bol nar ekşisi katıyordu, baharat takımını istediği yere koyuyordu, mutfak duvarına meyve sepeti resmi olan tablo bile almıştı… Ama keşke annesi yine yanında olsaydı da itiraz etseydi ona, hayat düşlediklerinden ibaret değil di işte.
Bir akşam genç kadın yemek sonrası uzun uzun adama baktı o kendisine bakıldığından bihaber plan defterini yazıyordu, kadın gözleri ağlamaklı düşündü: bu adam mıydı uğruna savaştığı, bu umarsız insan uğruna mı yok saymış bir çırpıda silmişti mesleğini, geleceğini, sevdiklerini… Okuduğu kitaplar geldi aklına, orada ki kadın kahramanları düşündü uzun uzun, hele Füreya! o hiç aklından çıkmıyordu o da böyle bir adam uğruna ziyan etmemiş miydi hayatını?
Ben bir zamanlar bu adamın sevdiği kadındım ne zaman yabancısı, DEĞERSİZİ oldum dedi kendi kendine….. Sonra minicik kalbi daha yeni yeni atan bebeği bir tekme attı karnına, kadın karnına götürdü elini vakit savaşma vakti yılmamak gerek diye derinden bir nefes aldı…..
Savaş kazanılamıyordu maalesef bir gün o her şeyine karşı çıktığı annesini aradı ve anne ben geliyorum dedi, annesi uzun bir sessizlikten sonra “neden?” dedi, anlatamadı genç kadın sadece geliyorum işte dedi sesi titreyerek….. İçinden annesine o şiiri söyledi ANNE, YAPTIKLARIM YENİYOR DA GÜZEL OLMUŞ DENMİYOR!
Ve yine eşyalarını topluyordu genç kadın ama bu defa zafer kazanılmamıştı mutlu bir yola çıkmak üzere toplamıyordu eşyalarını…. Çok şey almıyordu yanına birkaç parça giysi ve kitapları en başta da FÜREYA….. artık hazırdı her zaman yaptığı gibi adama yazacaktı bir şeyler, kağıt kalem arandı masanın başına geçti, ağırca oturdu, bebeği bugün çok huzursuzdu, yazmaya başladı ve takvime çevirdi gözlerini, gözlerinden o anda yaşlar boşaldı tarih 8 KASIM 2005 ti.
Bu yazı toplamda 3964, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Yorumlar
6 Responses to “Nar Ekşisi”
Leave a Reply

Mart 18th, 2007 @ 10:26
merhaba aslında bu yazıyı tesadüfen okudum. güne böyle bir yazıyla başlamak ağır geldi aslında. mehtap hanım kendi hikayesini mi yazmış yoksa hayal ürünümü bilmiyorum ama eğer kendi hikayesiyse bu şekilde yazıya dökmesi muhteşem olmuş. çok ama çok etkilendim….
umarım hikayedeki o genç kadın (!) onurlu davranıp geri dönmemiştir o adama.
çok güzeldi ya, insanlar bunları yaşamamalı ama umarım hayal ürünüdür.
hoşçakalın
Mart 19th, 2007 @ 00:10
Ben kuzenim adına teşekkür ederim. Ayrıca böyle bir yazıylada sizi üzdüğüm için bilhassa özür dilerim. Ama sizde takdir edeceksiniz ki bu kuzenimin bir ricasıydı ve bende kıramadım. Yaşanıp yaşanmaması konusuna gelince sanırım bu soruya en iyi cevabı Mahtap Hanım verecektir. Tekrar teşekkürler.
Mart 19th, 2007 @ 14:02
merhabalar…
gerçekten de nar ekşisi tadında bir hikaye okudum. ama ne yazık ki ağzım değil, içim buruş buruş oldu. Mehtap hanım en doğru kararı vermiş. Zaten sevgiye layık olmayan insanların yanında da olunmamalı. ama bu yaşadığı kötü olaylar da onu karamsar etmemeli diye düşünüyorum.onu bu denli üzenler elbette hakettiklerini çekeceklerdir. ben inanıyorum ki, Mehtap hanımın bundan sonraki hayatında sonsuz güzellikler olacaktır. sevgilerimle…
Nisan 5th, 2008 @ 00:42
gerçekten güzel ama bir o kadar da üzücü bir hikaye.insan gerçekten böyle bir şeyin yaşanmamış olmasını diliyor.bu hikayeyi okuyunca kendi geleceğimi gördüm sanki.çünkü bende, beni kazandıktan sonra tıpkı bu adam gibi umursamaz biri olucak bir genci seviyorum.tüm bunların olucağını bile bile hemde…ama bazen bazı hatalar yaşanmadan insan birşeyleri gerçekten öğrenemiyor ve insan bazen en zor olanı seçiyor.hemde ne pahasına olursa olsun……
Eylül 9th, 2008 @ 22:06
Evet insan yaşamadan anlayamıyor.. Çok etkileyici bir yazı olmuş. Okurken bir damla gözyaşının yuvasından asice kaçıp, yüzün tüm hatlarında ilerlemesi sürecini izledim.. Umarım o yüz hatları gülücüklerin masum sıcaklığında kaybolur bundan sonra.. Ve yine umarım ki yüreklerden kaleme ve kağıda dökülen böylesine içten cümleler, aslında ait olmadıkları bir hayatın kişiliksiz hatıralarından sıyrılıp bunları yaşayanların tebessümle dönüp baktıkları basit cümlecikler haline gelir.. Tekrar yüreğinize ve kaleminize sağlık..
Kasım 26th, 2008 @ 09:18
Meltem’in dediği gibi.. artık mehtabın hayatında sonsuz güzellikler var ve o bunu hak eden ender güzellikte bir insan..