wapt image 25

Bir aşk hikayesi..

Sevgililer gününe özel güzel bir aşk hikayesini sizinle paylaşmak istedim. Herkese bol sağlıklı günler.

Buz gibi bir günde hızlı hızlı yürürken, birden ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. Üç dolar çıktı.. Bir de buruşmuş, sararmış, eskimiş mektup.. Belli ki yıllardır, o cüzdanın içinde duruyordu.
Zarf öylesine harap olmuştu ki.. Sadece tepedeki “İade” adresi okunabiliyordu.

Mektuba bir göz attım. Bir ipucu bulma ümidi ile..
Birden tarihi gördüm..
1924.. Mektup nerdeyse 60 yıl önce yazılmış.
El yazısı belli, bir kadına ait.. Sol köşeye bir çiçek resmi çizilmiş.

“Sevgili Michael” diye başlıyor mektup.. ve “Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini” anlatarak devam ediyor..
“Ama sakın unutma, seni daima seveceğim” diye bitiyor..
İmza.. Hannah!..

İçimden bir ses “Bul” dedi bana.. “Mektubun sahibini bul..”
Milyonla Michael var. Hangi birini bulacaksın ki.. Ama tepedeki “İade” adresi ipucu olabilir.

Telefon İstihbaratı aradım.Anlattım.. “Bu adrese bağlı bir telefon varsa,bana verebilir misiniz” diye.. Sustu.. Gidip müdürüne sordu..

“Var ama, size vermem yasak.. Ama sizin adınıza bu numarayı arar, sorarım. İsterlerse size bağlarım.. Lütfen bekleyin..”
Bekledim.. İki üç dakika sonra kızın sesi geldi..
“Bağlıyorum efendim..”

Karşıdaki hanıma “Hannah diye birini tanıyor musunuz” diye sordum.
“Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık” dedi.

“Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?..”

“Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz..”

Ve huzurevinin adını verdiler..

Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş.. Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki oradan bilirlermiş..

“Bunların hepsi aptalca aslında” dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki..

Aradım numarayı.. Bir kadın “Şimdi Hannah’nın kendisi bir huzurevinde” dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim..

Bingo..

Ses “Evet, Hannah burada yaşıyor” dedi..

Gecenin saat onu, ama hemen yola çıktım, Hannah’yı görmek için..

Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ama..

Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip..

Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve “Genç adam” dedi, “Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi..”

Derin bir nefes daha..

“Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep..”
Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha..
“Ve onu hep sevdim..”
İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden..

“..Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki..”

Hannah’ya teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız “Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size” dedi..

“Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim” dedim.. Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı..

“Hey baksana.. Bu Bay Michael’ın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda..”

Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre..
Michael yatmamıştı.. Okuma odasında kitap okuyordu..
Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi..

Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle “Evet bu benim cüzdanım” dedi..
“Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım..
Size teşekkür borçluyum..”

“Hiçbir şey borçlu değilsiniz” dedim.. “Ama özür dilerim.. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum..”
“Mektubu mu okudun?..”

“Sadece okumakla kalmadım.. Hannah’yı da buldum..”

“Buldun mu?.. Nerde?.. İyi mi?.. Hala eskisi gibi güzel mi.. Söyle, lütfen söyle..”

“Çok iyi.. Hem de harika” dedim, yavaşça..

“Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım..”

Elime sımsıkı sarıldı..

“O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti.”

“Bay Goldstein” dedim.. “Gelin benimle..”
Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı.
Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu.. Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu..

“Hannah” dedi.. “Bu bayı tanıyor musun?..”

Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..

“Michael” dedi, Michael, kapıda, kısık sesle..
“Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?..”

“Michael” diye yutkundu Hannah.. “İnanmıyorum.. Bu sensin.. Benim Michael’ım..”

Michael Hannah’ya doğru yürüdü yavaşça.. Sarıldılar. Hemşire hıçkırıklar içinde koridora attı kendini..

“İşte tanrının sevgisi de bu” dedim.. “Olacaksa.. Olur..”

***

Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim?..

Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı..

Huzurevi onlara, bir minik daire tahsis etti..

Eğer 76 yaşında bir gelinle 79 yaşındaki bir damadı, 16 yaşında bir kız, 19 yaşında bir delikanlı havasında görmek isterseniz, orayı ziyaret etmeniz gerek..

Nerdeyse 60 yıl süren bir aşk hikayesi için, ne güzel bir son değil mi?…

Bu güzel aşk öyküsü için İrfan Bıyık’a benimle birlikte teşekkür eder misiniz.. O yolladı.. Ben sadece çevirdim..
Hıncal Uluç

Rastgele Yazılar

  • Neden Ben?

    Efsane Wimbledon‘un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu: – Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti? Arthur Ashe cevap verdi: – Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel…

  • S.O.S. yardım çağrısı!

    S.O.S. i bilirsiniz. Hayır şu oynadığım “SOS” oyunu değil. Bu yardığm çağrısı olan SOS. 😀 Neden S.O.S. dendiğini biliyor musunuz peki? Bilmeyenler için hemen anlatayım, bilenlerin de okumasında bir sakınca yok tabi. Mors Alfabesinde akılda kalacak en kolay iki harfin S ve O harflerinin olmasından dolayı yardım çağrısı olarak SOS e karar vermişler. Mors alfabesi…

  • |

    İlk mimim: “En dandik teknolojiler”

    Technorati’de siteme verilen son linkleri kontrol ediyordum. 8 olan link sayısı 12 ye çıkmıştı. Sırasıyla incelediğimde farkettim ki mimlenmişim. Altı aydan fazla bir zamandır günlük tutuyorum ve bu benim ilk mimimdi. Beni mimleyen ilk kişi de Fikirbozan oldu. Orhan Toker’in başlattığı mim dalgasından bende nasiplenmiştim. Konu, aldıktan sonra büyük hüsrana uğradığımız dandik teknoloji aletleriydi. Teknoloji…

  • |

    Tek Kişilik Komedi: “Basit Bir Ev Kazası”

    Daha önceleri televizyon ve sinemadaki başarılı oyunculuğuyla tanıdığım Günay Karacaoğlu’nun, dün akşam Kozyatağı Kültür Merkezindeki tek kişilik komedi oyunu “Basit Bir Ev Kazası”nı izledim. Uzun zamandır böylesine güzel bir oyun izlememiştim, böylesine çok eğlenmemiştim. İki saat süren durmak bilmeyen performansıyla, Günay Karacaoğlu  almış olduğu komedi dalında en iyi kadın oyuncu ödülünü fazlasıyla haketmiş doğrusu. Oyunu…

  • Beğendiğim radyo istasyonları

    Lise yıllarımda hiç kaçırmadığım radyo programları vardı. Örneğin Beyaz’ın Radyo D’deki programı. Ya da Geveze Show. Sabahları az da olsa dinleme fırsatı bulduğum Nihat Sırdar. Bir de geceleri yatmadan önce mutlaka dinlediğim Gecenin Melon Şapkası. Bu bahsettiğim programların bazıları biliyorum yayınlarına devam ediyor ama artık eskisi gibi radyo dinleyemiyorum.  Bunun en önemli nedenlerinden biri yayın saatlerinin denk…

  • Zaman Konusunda Yanılsamalar

    Bir zamanlar Albert Einstein‘in söylediği gibi: ” Bir adam güzel bir kadınla bir saat sohbet etse ona bir dakika gibi gelir. Aynı adam bir dakika boyunca sıcak bir sobanın üzerine otursun, gör bak saatlerdir orada oturduğunu söyleyebilir. İşte, görelilik kuramı budur.” İşin aslı Einstein, zamanın öznel bir kavram olduğunu söylüyor. Eğlenirken zamanın su gibi akması,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir