15
Nis
Hayatın %10′u, başınıza gelenlerden oluşur.
Hayatın diğer %90′i ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla gelişir.
Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, çay fincanına çarpıyor ve bir fincan çay gömleğinizin üzerine dökülüyor.
Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek:
Read the rest of this entry »
Bu yazı toplamda 210, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
1
Nis
Becel‘in kalp sağlığı hakkında toplumu bilinçlendirmek, kalp hastalıklarına neden olan riskleri azaltmak amacıyla başlattığı “Kalbini Sev” kampanyasını, ben de buradan sitemi takip eden herkese duyurmak istedim. Kampanya için açılan sitede, kalp ve kalp sağlığı hakkında bilgilerin yanı sıra kalp yaşımızı hesaplamamızı sağlayan bir hesaplama programı mevcut. Böylece gerçek yaşınızla kalp yaşınızı karşılaştırabilirsiniz. Sağlıklı bir yaşam için kalp yaşımızın kaç olduğunu bilmek ve ona göre yaşam tarzımızı değiştirmek çok önemli. Program size, çıkan sonuca göre yaşam tarzımızda ne gibi değişiklikler yapmamız gerektiğini de belirtiyor.
Read the rest of this entry »
Bu yazı toplamda 361, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
10
Tem
Sizlerle hayran olduğum bir yazarın , çok beğendiğim bir kitabını paylaşmak istiyorum. Bu kitabı lise yıllarımda okumuştum. Geçenlerde yeniden elime geçti ve bir kez daha okudum. Hepinize birkaç defa okumanızı tavsiye ediyorum.
Kitabın ismi : Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak. (How to stop worrying and start living)
Yazar: Dale Carnegie
Dale Carnegie herkesin çok iyi tanıdığı bir isimdir. Kitaplari 30 dile çevrilmiş ve bugüne kadar 50milyon adetten fazla satmıştır. Bence Dale Carnegie Kişisel Gelişim kitaplarının duayen yazarlarındandır. Yazdığı kitaplarla, bugün satılan pek çok kişisel gelişim kitaplarının temel felsefesini oluşturmuştur. Yazarın bu çok başarılı eserinden bazı alıntıları sizlere aktaracağım.
Read the rest of this entry »
Bu yazı toplamda 313, bugün ise 4 kez görüntülenmiş
18
Nis
Temizlik yaptım bugün.
Hem de tüm benliğimde.
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.
En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş tüm pislikleri attım.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim. Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle. Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını. Heryere, görebildiğim, göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye.
Geçmişimden de bir parça kalsın istemiyordum. Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım, merak da etmedim. Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım. Çok kolay oldu.
Sevindim.
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Read the rest of this entry »
Bu yazı toplamda 343, bugün ise 4 kez görüntülenmiş
1
Nis
Aynı kalp rahatsızlığıyla ayni kaderi paylaşan iki yaşlı adam ayni odayı da
paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri ise duvar dibinde
yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına
dışarısını anlatırdı.
- “Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki
teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu
iki salıncak bos, dünkü sevgililer yine geldi, aynı yere oturup konuşmaya
başladılar, elele tutuştular, ne kadarda yakışıyorlar birbirlerine. Erguvan
ağaçları ne kadar güzel açmış her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da
beyaz çiçekleriyle onlara eslik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü
yemeklerini arıyorlar, ne güzelde dalıyorlar suya”
Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi
geçirene kadar, işte o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa
kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece
dinleyebiliyordu, artık görebilirdi de, iste bunun için düğmeye basmadı ve
hemşireyi çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o
bunun hakli bir savunma olduğunu düşünüyordu.
Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaslı adamın yerine kendisini koymaya
gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, işte o günlerdir bakmak
istediği manzarayı nihayet görecekti. Basını kaldırdı ve pencereden baktı
“Simsiyah bir duvar”

Bu yazı toplamda 162, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
28
Mar
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte.
Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani.
Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.
Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü.
Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi .
Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, çoğu zaman.
Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile…
Bu yazı toplamda 166, bugün ise 1 kez görüntülenmiş